Teknoloji Kullanıcısı Embesil mi?

 

Bilişim alanında çalışan ve genellikle yazılım ürünleri üreten kurumlarda sık sık şu tür konuşmalar geçer: "Adamlar bir türlü şu programı kullanmayı öğrenemedi", "Yine kullanıcı aradı ve defalarca anlattığım şeyi nasıl yapacağını sordu", "Adamlara o kadar el kitabı hazırladık, hala bir basit işi yapamıyorlar". Ya da bir bankamatik makinasının önünde ecel teri döken sıradan vatandaş, arkasında kendisi hakkında konuşan kimi kişilerin "bu teknolojinin bizim halkımızın IQ seviyesi ile kullanılamayacağı" yorumlarına maruz kalır.

 

Teknik kişilerin kendisinden daha zeki ve yetenekli olduğunu sanan kullanıcı da bu durumda doğal olarak bir suçluluk psikolojisine girmektedir. Aslında kendisine sunulan ürün mükemmeldir ama o (teknik adam tabiri ile) "embesil" olduğu için basit bir işi bile becerememektedir.

 

Gerçekten durum böyle mi? Ya da teknolojik ürünler ancak batılı zeki insanların anlayıp kullanabileceği ürünler mi? Bu soruların cevabı doğal olarak "hayır" dır.

 

Son yıllarda akademik çalışmalar içinde yıldızı hızla parlayan "insan faktörü" (human factors) çalışmaları göstermektedir ki bu konuda kesinlikle kullanıcı suçlanamaz, aslında tüm sorun teknolojik ürünlerin tasarımından ve bunların sıradan insanın kullanımına uygun tasarlanmamasından kaynaklanmaktadır. Teknik kişiler genelde kendi zevk ve anlayışlarına göre sistemleri tasarlamakta, hemen hemen hiç kullanılabilirlik (usability) testi yapılmaksızın ürün kullanıcıya sunulmaktadır. Aslında kullanıcıya hitap etmeyen bir ürün konusunda ne kadar eğitim verilirse verilsin, etkin olarak kullanımı sağlanamamakta ve kullanıcı bir türlü memnun kalmamaktadır. Kaldı ki eğitim için hazırlanan malzemelerin de kullanıcıya ne kadar hitap ettiği başka bir soru işaretidir.

 

Bu konuda sorunları ortadan kaldıracak insan gücünün sağlanması için iki disiplin mezunları son yıllarda batı ülkelerindeki ilgili sektörlerden ciddi talep almaktadır. Bunlardan birisi yukarıda da belirtilen "insan faktörü" uzmanı diğeri ise "eğitim teknolojistleri"'dir. Bunlardan ilki özellikle insan-bilgisayar etkileşimi (human-computer interaction), ikincisi ise teknolojinin eğitimde kullanımı konusunda çalışmaktadır. Psikoloji, bilgisayar bilimleri, pedagoji ve bilişsel bilimler (cognitive science) gibi alanlar ile doğrudan etkileşimde bulunan bu yeni alanlar "multi-disiplin" yapıları ile tüm sektörlere hizmet etmektedir.

 

Teknolojinin günlük hayata her gün daha fazla girdiği ülkemizde, bu alanda çalışan firmaların batıdaki örneklerdeki gibi kullanıcı merkezli ürün üretimi yaklaşımına bir an önce geçmeleri gerekmektedir. Bu hem kendileri açısından önemlidir, zira ürün ne kadar kullanıcıya dost olursa o oranda destek hizmeti azalacaktır, hem de kullanıcı gerçekten kendisinin kullanabileceği bir ürüne sahip olacaktır.

 

 

Kürşat Çağıltay