|
İsteğe-Bağlı Medya Servisleri |
||||||||||||||||||||
|
Giriş
Genişbantlı erişim imkanına sahip kullanıcılara sağlanabilecek servisleri üç başlık altında toplamak mümkündür: İletişim Servisleri : video-posta, video-konferans, çok sayıda telefon bağlantısı Internet Servisleri : erişim, uçtan uca (peer-to-peer) dosya paylaşma, e-eğitim (e-learning), streaming İsteğe-Bağlı Servisler : video, müzik, animasyon, haber, karaoke, spor, şov İletişim servislerinin uygun fiyatlar ile verilmesi durumunda geniş kullanıcı kitlesine ulaştıkları bilinmektedir (örnek : GSM, SMS). Dahası, iletişimin kolay ve etkin gerçekleşebilmesinin toplumsal etkileri de olmaktadır (bknz. : sayısal kopuş/uçurum konusu). Genişbant gerektiren internet servisleri ise operatörlerden bağımsızdır. İçerik sağlayıcı genellikle bir içerik nakil şebekesi (content delivery network) ile anlaşarak sunuşu sağlar. İsteğe-bağlı servislerde ise ana içerik, geçmişten beri video olmuştur. İlk sayısal video kodlama standardı MPEG-1, 1993 yılında uluslararası standart statüsüne kavuştuğundan beri, özellikle telekom sirketlerinin en büyük hedefi isteğe-bağlı video (VoD - Video on Demand) servisleri kurmak olmuştur. Yayıncılık tecrübesi olmayan, ancak medya iletimi pazarından da paylarını almak isteyen telekom şirketleri için, işletmeden ziyade teknik yeterlilik gerektirmesinden dolayı, VoD cazip bir üründü. Döşenmiş telefon hatlarını kullanarak, DSL (Digital Subscribers Line) teknolojisi ile sunulmak istenen VoD, abone başına düşen maliyetin yüksekliği sebebiyle uzun yıllar bir hayal olmaktan öteye geçemedi. Her abonenin dilediği audio-visual parçayı (sinema filmi, dokümanter, videoklip vs), tek izleyen kendisi bile olsa istediği anda seyredebilmesini hatta ileri/geri sarma ve duraklama da yapabilmesini sağlayacak VoD sistemlerinin denemeleri 1991-1997 yılları arasında pekçok ülkede yapıldı. Sonuçlar hep “ümit vaad ediyor” yönünde açıklansa da VoD servisleri başlatılmadı. Pazarın Durumu Telekom firmalarının tüm çabalarına rağmen, ilk ticari VoD kuruluşu 1997’de bir kablo şirketinde yapılmıştır (Lenfest Communications kabloTV şirketi, Delawera County, PA, ABD; sağlayıcı : Diva firması, Eylül ’97). İlerleyen yıllar ise DSL’e yeni bir favori ortaya çıkardı : Genişbant (128Kbps ve üstü) internet erişimi. Telekom şirketleri düşük bir kuruluş masrafı ile bu servisi tüm abonelerine açabilmektedir. Özellikle Avrupa’da 2002’de tamamlanacak demet ayrıştırma (unbundling – yerleşik telekom operatörlerinin yeni şirketlere santrallerinde yer açıp, döşenmiş bakırı kullandırmaları) sonrasında, alternatif operatörlerin rekabet şartlarında daha da agresif pazarlamaya başlayacağı DSL erişiminin, 2003 sonunda Avrupa’da 18 milyon’a (evlerin %21’i) ulaşması beklenen genişbant abone pazarının %70’ini oluşturacağı tahmin edilmektedir. Bu sayı 2001’de 1.6 milyon’dur (%1.79), yılsonu tahmini ise 2.8 milyon’dur (%3.3). Bu hacimde DSL’in payı %51 iken kablo %40’da kalmaktadır. Kuzey Amerika’da ise daha olgun olduğu gözlenebilen pazarda kablo şirketlerinin çoğu bir MSO’ya (multi system operator) dönüşmüş durumdadır. Müşterilerine, yanlız TV yayını değil, ses, veri ve video servisleri de sağlayan MSO’lar şu anda 1.3 milyon ev ve 15 milyon iş telefonuna servis sağlamaktadır. Bu servis yüzünden özellikle geri dönüş hattında kapasite sorunu yaşayan MSO’ların imdadına yılsonuna tamamlanacak olan yeni DOCSIS 2.0 (Data over Cable Service Interface Specification) standardı yetişecek. Türkiye’de de kablodan Internet erişimi için kullanılacak standart kabul edilen DOCSIS, 1.0 versiyonunda kablo için genişbant erişimi tanımlamış, 1.1 ile ses servislerinin önünü açmıştı. DOCSIS 2.0 ise geri dönüş kapasitesini 3 katına çıkarıp, 5 MHz’lik bir geri dönüş kanalında 30 Mbps’lik hız yakalayabilecek. DSL konusunda ise ABD pazarı bir aydınlanma dönemine girmiş durumda. Başını Rhythms, Covad ve Northpoint’in çektiği yeni operatörler, yerleşik telkoların santrallerine kuruluş yaparak abone toplayıp kendi omurgası üzerinden Internet'e bağlayarak DSL servisi vermeye 1999’dan itibaren başladılar. Büyük talep ile karşılaşan bu operatörler, masrafa aldırmadan büyük kuruluşlara girişip son teknoloji resesyonunda iflaslarını ilan ettiler.
Bu şirketler artık yerleşik olanlar tarafından satın alınıp, abonelerini devretmiş durumdalar. Çıkarılan derslerin en önemlisi ise, yerleşik operatörlerin santrallerine kuruluşların yapılması ve bunların bakımlarının maliyeti. Tahminlerin çok üzerinde masraf çıkaran bu tür operasyon, şimdi aynı faza yaklaşan Avrupalı yeni operatörleri korkutuyor VoD ise 2001 yılı sonu itibarı ile Kuzey Amerika’da 5 milyon kabloTV abonesine ulaşabiliyor olacak. MSO’ların büyük bir çaba ile kurdukları VoD servislerinden bu yıl 70 milyon dolar gelir elde etmesi bekleniyor. Bu rakkamın 2005’de 2 milyar dolara çıkacağı da tahminler arasında. Avrupa’da ise ilk ticari VoD servisini İngiltere’den Kingston Interactive Television Ltd. (KIT) bu ay (10/01) DSL şebekesi üzerinden başlatacak. Dünyanın en gelişmiş DSL altyapılarından birine sahip (tüm aboneler en çok 2 km uzaklıkta) olan KIT, teknik sebeplerden servisi abonelerinin %70’ine (120bin) sunabilecek. Avrupa’da henüz kablo üzerinden VoD servisi yok! Ancak yapılan test kurulumlarından elde edilen son derece olumlu sonuçlar, 2002’nin ortasından itibaren büyük çaplı kuruluşların başlıyacağını işaret ediyor. Gerçekten DSL ile VoD için gerekli olan 3-4 Mbps’lik kapasiteyi 1 km’den uzun mesafelerde sağlamak için yüksek hat temizleme masrafları gerekmektedir. Laboratuar ortamında elde edilen sonuçları gerçek hayata yansıtmak son derece zordur.
Kablodaki Kapasite MPEG2 ile kodlanmış filmler, 1 ile 4 Mbps arasında değişebilen hızlarda iletilir. Eğer sabit iletim hızı seçilirse, 3 ya da 4 Mbps tercih edilmektedir. 256 QAM (dördün genlik kiplenimi - quadrature amplitude modulation) ile uyduda olsun, kabloda olsun 6 MHz’lik her bir analog TV kanalından 42 Mbps veri iletim hızı sağlanabilmektedir. Mevcut sistemler 64 QAM ile 27 Mbps iletim hızı kullansa da, bugünlerde 256 QAM kullanan sistemlere hızlı bir geçiş görülmektedir. Bu durumda 6 MHz’lik her kanaldan 12 VoD filmi iletilebileceği varsayılabilir (NTSC’ye dayalı Amerikan sistemlerinde her kanal 5 MHz). En yoğun zamanlarda abonelerin %10’una seyir imkanı verilmesi planlanırsa ve kablonun ulaştığı evlerin %80’inin kablo abonesi, bunların da %20’sinin VoD abonesi yapılabileceği varsayılırsa, bir kanal ile 750 evin beslenebileceği ortaya çıkar. Yani 3000 evi besleyen bir head-end, 4 kanal üzerinden VoD servisi verebilir. Türk kablo operatörlerinden KabloNet firması, kurdukları HFC şebekesinde 450 ile 862 MHz arasını sayısal yayınlara ayırabileceğini belirtmiştir. Kablo şirketlerinin genel eğilimi bu kapasiteden 10 kanalın VoD için ayrılabileceği yönündedir. Böylece bir head-end’e bağlı 120 ev aynı anda VoD hizmetinden faydalanabilir. Her uç head-end’in 2000 eve bağlanacağı planlanırsa, 10 analog kanal kapasitesi, VoD için fazla fazla yetecektir. Problemler ve Olası Çözümleri (1) İçerik Anlaşmaları : Amerika’da sinemalarda gösterime giren filmler ancak 3 ay sonra video kaset olarak kiralanabilir ve ancak 9 ay sonra paralı TV kanallarına alınabilir. Bu zamanlama 6 aylık bir gecikme ile Avrupa’da da aynen uygulanır. Ancak, özellikle Avrupa’da yapılan araştırmalar yeni filmlerin sinema hasılatlarının %90’ını ilk 2 ayda, kaset satış ve kiralarının da %90’ının ilk ayda yapıldığını ortaya koymuştur. Yine de içerik haklarını elinde bulunduran stüdyolar filmler için VoD kullanım hakkı vermekte ayak diremektedir. VoD’un VHS ve DVD satışlarını düşüreceği kaygısıyla davranan stüdyolar, operatörlerden ziyade uçtan-uca çözüm satışı yapan firmalara ürünlerini bir arşiv ile destekleme şansı tanımaktadırlar. Bu firmaların baskısı sonucu içerik pazarlıkları bu yıl sonu tamamlanacak gibi durmakta. Öte yandan, bu koşullar Amerika pazarında geçerli olup diğer ülkeler için çelişkili bir durum oluşturmakta. Yeni filmlerin VoD’da kullanılması için belirli bir süre olmaması dezavantaj gibi görünse de, her bölgenin kendince bir çözümü benimseyebilmesi de avantaj olabilir (Ör: Türkiye’de VCD’nin hali). Müzik içeriğin ise önce videoklipler ile yaygınlaşacağı öngörülmekte. Ancak kısa vadede isteğe-bağlı haber, şov, belgesel gibi programların da sunuşunun yapılacağı beklentisi büyük.
(2) Yüksek omurga kapasitesi ihtiyacı: VoD servisi her aboneye ayrı sunuş (unicast) öngördüğü ve kablo şebekeleri ağaç mimarisine sahip olduğu için, head-end (HE) çıkışlarında ve medya arşivinden head-end’e iletim yapılırken ana omurgada, kapasite dar boğazı oluşmaktadır. Bunu aşmak için, gelişmiş video sunucularının 2000 simultane sunuşu yapabilmesine güvenerek, head-end’ler birbirlerine fiber ring (optik bağlantı) ile bağlanıp, bu ringe de bir sunucu eklenebilir. Ancak hızla ilerleyen silikon teknolojileri, artık yüksek simultane sunuş kapasiteli sunucuların boyutlarını çok (2RU) küçültmüş ve head-end başı bir tane kullanılabilecek fiyata çekmiştir. Böylece arşivin kopyalarını head-end’lere çoğaltıp kıyıdan basmak olanak kazanmıştır. Bir diğer ilerleme de istatistiksel çoklama (statistical multiplexing) alanındadır. Sunuşun, kaliteyi sabit tutmak şartıyla, değişen hızlarda yapılabilmesine olanak sağlayan bu teknoloji ile, sabit hızda 12 civarında olan sunuş sayısı artık 18’e çıkarılabilmektedir. Çalışmalar 20 sunuşun dahi 6 MHz’lik bir kanala çoklanabileceğine işaret etmektedir. Bu işlemi gerçek-zamanda 18 sunuş üzerinden yapabilen cihazlar piyasada mevcuttur. MPEG2 ile Double-Pass Encoding ise, ilk kodlamada sıkıştırılacak materyalin zor bölümlerini belirleyip, ikinci denemede daha yüksek sıkıştırma oranlarına kavuşmaya çalışır. Materyalin abone tarafından kopyalanmasını engeleyen şifreleme işlemi ise bir ara işlem olarak hem zaman harcanmasına hem de head-end’lerde yer ayrılmasına sebep olmaktadır. Henüz bu yaz açıklanan ürünlerle şifrenin ilk kodlama anında medyaya yerleştirilerek (ön-şifreleme), head-end’de doğruca kiplenime (modulation) geçmek mümkün olacaktır. Aynı filmin birçok kişi tarafından izlenmesi durumunda ise şebekenin bölücü noktalarına yapılacak eklemeler ile kapasite tasarrufu sağlanabilir.
(3) Set-üstü-kutular : Kendisinden birçok fonksiyon beklenen bu kutular, veri akışı 3-4 Mbps seviyesine çıktığında oldukça zorlanmaktalar. Daha pahalı ve hızlı işlemciler kullanılsa dahi, veri paketlerini süzen entegre devrelerin kapasiteleri yetmiyor. Darboğazı erken fark eden firmalardan örneğin Nokia, Linux işletim sistemini kullanan, 40 GB sabit diski ve 566 MHz Celeron işlemcisi ile teknik yönden PC’lere yaklaşan kutular üretmeye başladı bile. Bu alanda büyük yatırımlar yapan Microsoft da, Microsoft TV Platformu ile bu yarışa katıldı. Ancak karlılık açısından fiyatları 500 doları geçmemesi gereken kutuların evdeki çoklu medya erişimine açılan bir kapıya dönüşmesi için 2002’yi beklemesi gerekiyor. (4) Taşıma : VoD servis sağlayıcılık işinin, kablo işletmeciliğinden ayrı gerçekleştirilmesi de iş planı açısından faydalıdır. Eylül 2001’de çıkan yönetmelik ile Türkiye’de de kabloTV’de servis ve işletmecilik ayrılmıştır. VoD servis sağlayıcısı bir şirket birçok kablo şebekesine dağıtım yapabilir, hatta xDSL işleticilerine servis verebilir. Bu açıdan VoD servisinin IP (Internet Protocol) uyumlu şebekeler için hazırlanmasında fayda vardır. Böylece üzerinde IP çalışabilen tüm şebeklere servis sunmak mümkün olur. Dünyadaki genel eğilim ise her türlü şebekede, son kullanıcı potansiyelini tam kullanmak için IP’ye yönelmektir. Telekom şirketleri yüksek maliyetlerini çok çeşitli ürünler sunarak karşılamaya çalıştıklarından altyapılarında IP kullanmak zorundadır. Düşük maliyetlerine rağmen, rekabete zorlanmak istemeyen kablo şirketleri de artan bir hızda IP tabanlı çözümlere yönelmektedir. Ancak, bu konudaki müşteri tercihi IP tabanlı sistemlerdeki Internet tarayıcıları benzeri program rehberlerinden ziyade görsel yönü çok daha kuvvetli olan özel rehberler yönündedir. Bu çelişkiden dolayı, Pioneer’ın Nisan 2001’de duyurusunu yaptığı Passport VoD tarayıcısı gibi görsel çekiciliği yüksek IP tabanlı tarayıcı çözümleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sonuç VoD için en uygun dağıtım şebekesi kabloTV olarak öne çıkmaktadır. Kuzey Amerika’ya oranla yerleşim alanları daha sıkışık olan Avrupa’da ise, santraller evlere yakın olduğu için, genişbant erişimde DSL yeğlenmektedir. İlk ticari VoD kuruluşu DSL üzerinden yapılan Avrupa’da da, ilerleyen yıllarda VoD servisi için kabloTV şebekeleri kullanılacaktır. Bu tahmine çıkış noktası olarak sunucu, kodlama, çoklama ve taşıma teknolojilerinin kabloTV platformu için daha yoğun olarak geliştirilmekte olması gösterilebilir. Diğer yandan, daralan ekonomi ile birlikte, kurumsal harcamalar kesintiye uğramış ve insanlar daha çok evde zaman geçirmeye başlamıştır. Böylece sosyal sebeplerin de bir ev eğlence unsuru olan VoD için talebin artacağını gösterdiğini söyleyebiliriz.
Yazıyla ilgili görüş ve yorumlarınızı yorum@teknoTurk.org ve AliTurker@garanti.com.tr adreslerine yollayabilirsiniz.
|
||||||||||||||||||||