"Paradigma dönüşümü" ya da "olumlu ayıklama"...


Şahver'ciğim,

Dün (7 Ağustos 2002 ) Çetin Altan gene yazdı Allah'tan da, herkese onun yıllar önce yazdığı "Sélection positiv versus Sélection négative" (ya da "bizim olumsuzlar sizin olumluları döver!") meselesine "nasıl gönderme yapacağım" diye zorlanmaktan kurtuldum.

Benden "Bilişim Şurası"nı yorumlamamı istemiştin. Kendimce yorumlamış, ama "acaba nasıl karşılanır?" diye tereddüt etmekten bir türlü gönderememiştim.
Sonra dün sözünü ettiğim yazıyı okurken birden göndermeye karar verdim. Çünkü yaşadığımız şeyleri yorumlarken, hangi gözlükle baktığımız çok önemli. İşte bu yazıda da şu "tuhaflıklar ülkesi" durumundan çıkmamız için gereken "paradigma dönüşümü"ne değiniliyor.

Bak ne yazıyor Altan:

"Bugün de dış dinamikler, Türkiye'nin iç politikasına; 21. yüzyılla bütünleşebilmek için gerekli motoru yerleştirmedeler.
Önce bu motorun ne menem bir motor olduğunu açıklamaya çalışalım.
Hitler rejimiyle, Hitler soykırımından kaçan Alman ve Yahudi kökenli Alman profesörlerinden - uluslararası değerde olan - bazıları da, İstanbul Üniversitesi'ne gelmişlerdi.
Bunlardan biri de, İstanbul İktisat Fakültesi'ni kurmuş olan Neumark'tı. Hitler, iktidara çıkar çıkmaz, 1934'te gelmişti İstanbul'a.
Prof. Neumark'a daha o tarihlerde, Türkiye'nin neden bir türlü çağdaş bir ülke olamadığını sormuşlardı.
Prof. Neumark şu yanıtı vermişti:
- Siz "Sélection négative" yapıyorsunuz, "positiv" yapsanız, hiçbir sorununuz kalmazdı.
***
Ne demekti "Sélection négative"?
Toplumdaki "değerliler kadrosuyla hiyerarşisinin" önemsizleştirilerek alaşağı edilmesi ve "değersiz pozörlerin", toplumla devlet mekanizmasının üst kademelerindeki "önemliler" kadrosunu oluşturması demekti...

Yazının başı ve de alıntının devamı http://www.milliyet.com.tr/2002/08/07/yazar/altan.html adresinden okunabilir. Hatta okunmalı!

Sonuç olarak, "empoze edilen", "öyle öngörülen", "karışanı görüşeni çok olduğu için bir türlü biçim verilemeyen" herşeyi, zamanında ve doğru sorularla sorgulamak ve harekete geçip geçmemeye buna göre karar vermek gerekiyor. Aksi halde sonradan, kimsenin üzerine almadığı "garip" sonuçlara hep birlikte katlanıyoruz...


4 Haziran 2002, Salı

"Şura'yı yorumlar mısınız?" diyorsun...

Peki. Zaten bunu önceden, Hukuk Çalışma Grubu'nda bir anlamda yapmıştım. Akgül Hoca, Pekşirin Hülya, Uçkan Özgür... benim o "ilk yorum"umun tanıklarıdır aslında. "Yorum"dan çok "sorgulama" idi, sizin coğrafyanın yaygın deyimiyle "so what" yani!

Efendim, Ankara'daki ilk toplantımız. Geçen kış. Eski Başbakanlık binasında Hukuk Grubu alt çalışma grubu olaraktan toplanmışız. Özgür'le ikimiz İstanbul'dan TBV'nin isteği üzerine hem onu, hem de bizim -o zaman "baby"- İ vHP'nu temsilen gruba katılmışız... Ankara kesimi çoğunlukta doğal olarak. Önce yüksek tavanlı, herkesin önüne kocaman bir mikrofonun düştüğü hafif loş Başbakanlık -ne salonuydu unuttum- mekanında kendimi 23 Nisan'da Meclis'e gelmiş çocuklardan biri gibi hissetmişim, sonra hemen doğal halime geçmişim ve soruyorum, "Ne olur, hukuk konusuna girmeden önce bize lütfen bu Şura fikri nasıl doğdu, ne amaçlanıyor, biraz bilgi verir misiniz?" Aslında gereksiz bir soru, çünkü zaten bir takım yazılarla, herkes herkese bu konuda bilgi aktarıp duruyor, ki kalkıp gitmişiz, bu yüzden oradayız. Ama yine soruyorum işte... İlker Tabak idi galiba- anlatıyor, "alt çalışma grupları çalışacak, ortaya ortak rapor çıkacak"... Ben ısrar ediyorum, diyorum ki, "Ama değil mi ki, 'Şura', (sonradan Mustafa Nihat Özon'un Osmanlıca -Türkçe sözlüğüne yeniden baktığımda sadece "konuşma yeri" anlamına geldiğini görünce, hafiften düş kırıklığına uğramadım değil ama, bizim toplumsal kültür sözlüğümüzdeki anlamı) ülkeyi ilgilendiren temel konulardan herhangi biri hakkında, konu ile gerçekten ilgili, hatta yetkili zevatın bir araya gelip, o konunun dününü, bugününü ele aldıkları, yine ülke çapında ve ilke olarak yakın ve uzak geleceğe dönük olarak yeniden stratejik kararların verildiği, çok önemli bir iletişim ve hatta yönetişim platformudur. Bu bağlamda, Türkiye'de 'bilişim' daha yeni yeni toplumsal gündeme gelmekte iken, asıl yapılması gereken şey, mesela şu 'e-Türkiye+' projesini nasıl hayata geçireceğimizi tartışacağımız ve sorumluluk paylaşacağımız bir ortam yaratmak olmalı. Bence böyle bir 'Şura' yapılmamalı!"

"Nasıl yani?" deniyor, "-Bunu Başbakanlık istiyor"...

Ben de "Evet", diyorum, "ne güzel işte, Başbakanlığa söyleyin, bu Şura yerine mesela 'e-Türkiye+ projesi için seferberliği nasıl başlatabiliriz?' konulu geniş katılımlı bir iletişim ortamı planlayalım..."

Akgül Hoca gülüyor, "Siz Ankara'yı hiç bilmiyorsunuz anlaşılan" gibisinden birşeyler söylüyor...

Neyse, sonrası malum. Alt çalışma grupları oluşuyor. Raporlar ortaya çıkıyor. Şura yapılıyor. Kimsecikler yok. ODTÜ kampüsündeyiz, bir tane öğrenci yok. Onlar dışarıda şenlik yapıyorlar. Üç-beş bilişim gazetecisi dışında yazılı basından gazeteci yok. Sektör yok. Tenha bir Şura bu. Bir tarafta çalışma grupları raporlarını olgunlaştırmak için çalışıyorlar, öbür tarafta paneller yapılıyor. Zaten bir avuç insan var ortalıkta... Parlamentoyu temsilen çeşitli partilein temsilcilerinden oluşan, Murat Sökmenoğlu'nun yönettiği bir Panel de var. Nereyi izleyeceğini şaşırıyor insan. Sökmenoğlu'nun Panel'inde ilginç kararlar alınıyor. Hemen bir "Bilişim Komisyonu kurulsun" diyorlar, "Hafta başında Ulaştırma Bakanlığı ile temas kuralım, okullara ucuz Internet bağlantısı sağlansın" diyorlar... "Bu Şura'nın benzerini her üç ayda bir tekrarlayalım" diyorlar... Bunlar kayda geçiriliyor... "Ekonomi Paneli"ne katılan sektör yöneticileri ise "Şura"dan çok, üniversitelere meslek tanıtımı toplantısına gelmiş gibiler...

Sonra Sonuç Bildirgesi... Bildirgeye girmesi için çalışma gruplarından "yarım A4" kadar metin isteniyor. Hukuk Çalışma Grubu, aylarca süren çalışmayı "1/2 A4"e indirgemek için gece geç saatlere kadar titizlikle çalışıyor.

Ertesi gün, bir bakıyoruz ki, "Sonuç Bildirgesi"ne bu özetin sadece tek paragrafı alınmış. Israr ediyoruz, "bilgiye erişim özgürlüğü ile kişisel verilerin korunması" sözcükleri de Bildirgeye sokuluyor...

Ankara'yı yine öğrenemeyeceğe benziyoruz...

İşte bu da böyle bir Şura yorumu!

Sevgiyle!

Avniye Tansuğ

Yazıyla ilgili görüş ve yorumlarınızı avniye.tansug@tansug.com ve yorum@teknoTurk.org adreslerine yollayabilirsiniz.