|
Bir Teknoloji Endüstrisi Nasıl Yaratıldı? |
|
Günlük hayatımızın can damarı olan teknoloji artık ekonominin de lokomotifi. Ekonomik olarak güçlü olmanın yolu teknolojiden geçiyor. Teknolojiyi kullanmaktan, yani tüketmekten değil, üretmekten bahsediyorum. Halk arasında bir "Japon malı" deyimi vardır. Bu deyim ile kastedilen kaliteli, güvenilir, ucuz ve de küçük ebatlı ürünlerdir. Peki Japon malları her zaman mı böyle idi? Cevap: Hayır. İlk başlarda kalitesiz, hemen bozulan ürünler üretti Japonlar. Fakat daha sonra teknoloji kopyalamanın ötesine geçip daha iyi, ucuz ve de küçük ürünleri kendileri üretmeye başladılar. Yani önce teknolojiyi öğrendiler, daha sonra daha iyisini kendileri geliştirdiler. Onları daha sonra pek çok Asya ülkesi (Kore, Singapur. Tayvan) takip etti. İkinci Dünya Savaşından sonra Amerikan üniversitelerine eğitim için gidip birinci olamayıp ikinci olarak Japonya’ya döndüklerinde harakiri (!!) yapan Japon gençlerini duymuşsunuzdur. Şu anda bile Amerikan üniversitelerinde binlerce Japon genç var. Fakat şimdilerde teknoloji konusunda değil de yönetim konusunda eğitim görüyorlar genellikle. Günümüzde ise popüler sektör, bilişim. Öyle ki yurdumuzda turizm için kullanılan “bacasız sanayi” deyimi esasında bilişim için biçilmiş kaftan. Yetişmiş beyin gücünüz ile az imkanlar ile çok büyük sonuçlar çıkarılabilecek bir dal. Önemli mesele beyin gücünü yetiştirmek, doğru ve verimli projelere kanalize etmek ve neticeye gidecek planlar üretmek. Bu biri olmazsa diğeri olmayacak bir denklem. Beyin gücü için ise çok büyük miktarlara ihtiyaç var. Yani hem nitelik, hem de nicelik gerekli. Bu konuda artık dünyada hatırı sayılır bir ülke durumuna gelen Hindistan örneğinden bahsetmek istiyorum. Milyarı aşan nüfusu, milyonlarca insanın açlık seviyesinde yaşamasına rağmen, nasıl oldu da teknoloji üreten bilişim endüstrisini yarattı? Burada yazacaklarım hali hazırda bilinen gerçekler olabilir. Fakat kendi gözlemlerimi, tecrübelerimi aktarmak istiyorum. Kullanılan adların, kurumların kimi gerçek, kimi uydurmadır. Vivek memur bir ailenin çocuğudur. Kast sisteminin geçerli olduğu Hindistan’da bu okumak, başarmak ve bir meslek edinmek zorunda olduğunu ifade eder. Aynı Turkiye’deki Anadolu Lisesi, Fen Lisesi imtihanları gibi sıkı bir rekabet ortamında geçen orta eğitiminden sonra üniversiteye girmeye hak kazanır. Orta eğitimi süresince, ülke tarihinden gelen kuvvetli matematik ve fen eğitimi almıştır. Zaten eski İngiliz sömürgesi olmaları dolayısıyla İngilizce resmi dildir. Vivek ülke çapında ünlü, meşhur bilim adamları, mühendisler yetiştirmiş IIT’ye (Indian Institute of Technology, aynı Massachusetts Institute of Technology gibi) girmeye hak kazanır. Bilgisayar mühendisliği okuyacaktır. Dört sene boyunca gene sağlam bir eğitim alır. Üniversitedeki profesörü Vikas ise ona okul bittikten sonra ben diyeyim Purdue siz deyin ki Georgia Tech’in master veya doktora programına girebilmesi icin elinden geleni yapar. Zaten kendisi de ona benzer yerlerden doktora derecesi almıştır. Vivek Georgia Tech’e mastera gelir. Kendisine de burada profesör olan Raju hem kabul de hem de burs alma konusunda yardımcı olmuştur. Ondan başka Hintli öğrenciler de vardır aynı bölümde, hatta çoğu diyebiliriz. Yazın (ben diyeyim IBM siz deyin Motorola) staj yapan Vivek, iş yerinde Michael in gözüne girer. Zaten Michael için uzun bir Hintli ismi neredeyse doğuştan bilgisayar dahisi anlamına gelmektedir. Hani yalan da değildir, daha önce staj yapan, işe aldıkları veya halen çalışan Hintlilerin çoğu bir hayli başarılıdır. Master bitiminde Vivek in bölümündeki arkadaşları Selvakumaran ve Bharat doktoraya devam etme kararı verir. Yani onlar da bir anlamda geleceğin Georgia Tech’deki veya başka bir üniversitedeki Raju’su olacaklardır. Vivek, Michael’ın şirketinde işe başlar. Kısa zamanda başarılı olur. İlerler ve yönetici olur. Artık işe alımlarda, şirketine veya departmanına kendisi gibi genç Vivek’leri almayı düşünmektedir. Ki diğer vatandaşları da çekinmeden aynı şeyi yapmaktadır. Şirketin California/Silicon Valley Ar-Ge Laboratuvarlarında çalışan Hintli sayısı çok yüksek yüzdelere ulaşmıştır. Hatta başka bir müdür olan Surya’nın onbeş kişilik departmanında ki oniki elemanın da Hintli olduğu ağızdan ağza dolaşmaktadır. Surya Amerikalı patronlarından da belki de bu ayırımcılık yada torpil sorularına cevap vermekten korkmamaktadır. Amerikalı patronlar ise durumdan şikayetçi değildir. Zaten onların çok ihtiyaç duyduğu beyin gücü kaynakları sınırlıdır, onlar için işin iyi ve çabuk yapılması önemlidir. Vivek şirketinde direktör veya genel müdür yardımcısı (vice president) seviyesine gelir. Şirketin yönetimi kapitalist düzenin kuralları gereği, masrafların azaltılması, karın ve rekabet gücünün arttırılması için çareler arar. Vivek’in önerisi ise, bazı bilişim işlerinin işçiliğin, özellikle bilişim beyin gücünün çok ucuz olduğu Hindistan’a verilmesidir. Genel müdür Robert’i buna ikna eder. Böylece bu iş gene ucuz ve nitelikli beyin gücü merkezlerinden Hindistan’a kaydırılır. Diğer merkezler ise SSCB’nin yıkılmasından sonra gelen beyinler ile bilişim dünyasında ismini duyuran İsrail ile Doğu Avrupa’daki eski Doğu Bloku (Bulgaristan, Macaristan, Rusya, Çek Cumhuriyeti, vb.) ülkeleridir. Hindistan’daki büyük aile şirketleri (hani bizdeki Koç/Sabancı gibi) ve de irili ufaklı girişimciler bu piyasayı fark etmişlerdir. Hemen TATA, TCS, WIPRO, InfoSys gibi danışmanlık şirketleri kurulur, hatta ne kelime mantar gibi biterler. Amerika’daki teknoloji şirketlerinden gelen projeler ucuza yapılmaktadır. Fakat bu şirketlerin Hindistan yaşam standartlarında ödediği ücretler ise ülkedeki beyin gücünü bu tip şirketlere akın ettirmektedir. Beyin gücü sıkıntısı ise yok denecek kadar azdır. Çünkü Hindistan’da her sene yaklaşık 200.000 (yanlış okumadınız) mühendis mezun olmaktadır. Ayrıyeten haksız da sayılmazlar. Çoğunu TCS (ya da diğerleri) Amerika’daki şirketlere göndermektedir. Burada hem gezme, hem tecrübe edinme, hem de insanlarla tanışma, kontakt kurma (networking), projeleri öğrenme imkanı bulmaktadırlar. Tabii Vivek ya da Surya da bu bilgi alışverişinin önemli halkalarıdırlar. Önceleri alınan projeler, Amerikan şirketlerinin fazla kaynak ayırmak istemedikleri angarya, doğrulama (verification/regression) yada test gibi işlerdir. Daha sonra rüştlerini ispat eden ve kontaktlarını iyi kullanan TCS artık yazılımdaki hataları çözme veya danışmanlık (sustaining/consulting) işlerini üstlenmeye başlar. Hatta InfoSys Amerikan borsasında hisselerini halka sunmuştur. Vivek ve arkadaşları ise bu hisseleri kapışmışlardır. Amerika’da Internet çağı tüm hızıyla yaşanırken, Vivek’in çalıştığı gibi pek çok şirkette, onun gibi pek çok Hintli direktör olmuştur. Artık Hindistan’dan yeni gelen Arun, üniversitede master yapmaya değil direkt Amerika’daki şirkete çalışmaya gelmektedir. Yıllık çalışma izni kotalarının çoğunu Hintliler almaktadır. Hatta iş adamı kafasındaki Rajesh gibi bazı Hintliler Amerikan şirketleri için Hindistandan mühendis getirmekte ve bu işten para kazanmaktadırlar. Hatta Rajesh Turkiye’deki bazı bankaların bile Bilgi İşlem departmanlarına Hindistan’dan bilişim elemanı ithal etmeye başladıklarını duymuştur. Ramesh önemli senelerini büyük şirketlerde geçirdikten sonra artık bilişim dünyasında kendi izini bırakmak, fikirlerini hayata geçirmek için şirketini kurmaya karar verir. Edindiği tecrübeler ve zaman içinde oluşturduğu çevre ona bu konuda çok destek sağlayacaktır. Tom’u pazarlamanın başına geçirecek, John’u yönetim kadrosuna ekleyecektir. Hisse senedi opsiyonlarından elde ettiği parasına, risk sermayelerinden aldığı parayı ekler, finansman tamamdır. Risk sermayesi çevresinden (Venture Capital) para bulması inanılmaz zor olmamıştır. Neticede senelerdir yaptıkları bilinmekte ya da fikri çok orijinal bulunmaktadır. Fakat gene de en büyük desteği kendisinin geçtiği yollardan daha önce geçen, şirket kuran, başarılı olan, şirketini borsada halka açan Sajan gibi girişimci mühendislerden almıştır. Zaten onlar ile hafta sonları bir araya gelip fikrini tartışmış, finansman, pazarlama, yönetim konularını görüşmüş, aylık yapılan Yüksek Teknolojide Hintli Girişimciler Derneğinden feyz almıştır. Hatta artık tüm bu bilgilerin toplandığı Web Sayfaları(www.siliconindia.com) bile olmuştur. Şirketinin mühendislik alanında çalışanlarının arasında da Hintlilerin olacağını söylemek sürpriz olmaz. Sonunda şirketini bilmem kaç yüz milyon dolara Cisco yada Microsoft a satar. Bu arada Internet rüzgarının erken şişen balonu sönmüştür. Kapitalist sistemin cilvesi olarak, Mehter Marşı ile gelen kimi Hintli bilişimciler İzmir Marşı ile, Amerika’daki büyük ekonomik krizde işten çıkarıldıkları için Hindistan’a dönmeye başlamışlardır. Kimileri de kültürel ve ailevi nedenler yüzünden dönerler. Fakat o da ne, artık Hindistan’da başka bir Silikon Vadisi oluşmuştur. İntel’inden, Microsoft’una, Cisco’ sundan, Motorola’sına, Oracle’ından’ IBM’ine kadar herkes Hindistan’a gelmiş, Ar-Ge merkezleri açmıştır. Hepsi yatırımlarını ikiye, üçe, beşe katlamayı planlamakta, daha çok insan işe almayı düşünmektedir. Dönenler ise artık tecrübelerini Hindistan’a aktarmaya başlarlar. Artık Hindistan yeni tasarımların yapıldığı, ürünlerin geliştirildiği yer olma safhasına gelmiştir. Hindistan hükümeti de ülke içindeki teknoloji yatırımlarından vergiyi kaldırmış, dışarı teknoloji ihracatı için elden gelen kolaylığı göstermeye başlamıştır. Yabancı şirketler için ise Hint marketine girmek her ne hikmet ise gene aynı hükümet kararlarıyla zorlaştırılmıştır. Seneler sonra Vivek arkadaşları ile gelinen noktayı konuşup bol baharatlı pilavını yerken şöyle der: "Başarılı olduk. İşler bu mecraya girdikten sonra ileride bileğimizi bükmek zor" ve en fazla yirmi beş yıl sonra Amerika’dan bilişim teknolojisindeki tüm işleri alacakları kehanetinde bulunur. Rakamlar ise onu doğrular gibidir. Şu anda sadece yazılım endüstrisinin geliri senede 10 milyar Doları aşmaktadır. Çığ gibi büyüyen gelişmeler ile beş sene içinde 30 Milyar Dolarlık bir geliri hedeflemektedirler. Artık Vivek, Raju, Ramesh, ... değişik yerlerde, köşe noktalarında sistemli çalışan bir organizasyon gibi Hint teknoloji endüstrisini kurmuşlardır ve önümüzdeki yıllarda çok başarılı olacaklardır. Kehanetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılır ama Hindistan’ın kat ettiği mesafe ise inkar edilemez. Yan komşuları Çin’de ise hikaye benzer fakat belki daha da muhteşemdir. Çin’de her sene 650.000 mühendis mezun olmaktadır. Yurtdışında okuyan yüzbinlerce öğrencisi vardır. Çip fabrikaları kurmuş, dünya çapında alanında devler ile yarışacak şirketler (Huawei) kurmaya başlamıştır. Bunun seneler boyu süren hükümetin yurtdışına giden öğrencisinin geri dönmesini zorunlu kılan politikanın sonucu olduğu söylenmektedir. Fakat bir başka önemli nokta ise, Çin’e teknolojik mal satmaya çalışan şirketleri Çin’de Ar-Ge kurmaya mecbur kılan politikadır. Bu Ar-Ge şirketlerinde çalışanların da yüzde doksanının Çinli mühendis olması ana şarttır. Doğal olarak, teknoloji üretmek, bilişim endüstrisini oluşturmak için yukarıda anlattığım örnek tek metot değil. Eminim, dünyanın pek çok yerinde çalışan değerli mühendis arkadaşlarımız, aynı amaca yönelik değişik pek çok politika, proje görüyorlardır. Veya plan aşamasında teorik olarak, daha değişik yöntemler öne sürülebilir, uygulanabilir. Hindistan örneğinin en önemli ve çarpıcı yönü ise metotlarının başarılı olmuş olmasıdır. Plan, teori aşamasından çıkıp neticeye erişmiştir, teknoloji üretmektedirler ve en önemlisi bundan ekonomilerine girdi olarak büyük miktarda ciro sağlamaktadırlar. İşte örnek Hindistan veya Çin. “Neden biz de yapmayalım, bakın tren kaçıyor” sözlerini ben yaklaşık en az on senedir duyuyorum. Ama ilginçtir ki, yukarıda yazdıklarımın çoğu ise zaten son on yılda oldu. Ülkemizde de planlı yada gelişigüzel, ciddi yada gayri ciddi, doğru yada yanlış, teknoloji endüstrisi oluşturmak için pek çok çalışmalar, gelişmeler var. Peki bunlar hangi noktada, patlamaya az mı kaldı yoksa emekliyor muyuz, nerelerde eksiklikler var? Yorumu ise belki bir başka yazıda yaparız. Belki de önce başarılı olanların neden başarılı olduğunu iyice anlamamız, analiz etmemiz, sonuçlar çıkarmamız gerekiyor. Yazıyla ilgili görüş ve yorumlarınızı yorum@teknoTurk.org
ve serhad@cisco.com adreslerine yollayabilirsiniz. |