|
Bilgi Edinme Hakkı Yasası, Internet ve Eşitlik |
|
Bilgi Edinme Hakkı Yasası 24 Nisan 2004 itibariyle yürürlüğe girdi. Yasayla ilgili tartışmalar daha çok yasanın uygulamasına ilişkin kısıtlama ve istisnalar üzerine yoğunlaştı (Bilgi-sizlik Yasası, Radikal, 30 Nisan 2004). Fakat yasanın tartışılması gereken birçok boyutu var. Bu yazı, yasanın uygulanmasında başta Internet olmak üzere bilgi teknolojilerinin rolü üzerinde duruyor. Yasa pratikte aslında kamu kurum ve kuruluşlarına yapılacak şahsen başvurulara dayanıyor. Bunun yanı sıra posta, faks ve özellikle de Internet üzerinden başvuru yapılabilecek.Yasaya göre tüm kurum ve kuruluşlar iki ay içinde kurumsal bir Internet sayfası oluşturmak zorunda (Radikal, 28 Nisan 2004). Kurumun planları, e-posta adresleri, gelir-giderlere ilişkin bilgiler, istatistiki veriler ve araştırma raporları bu sayfada bulunacak. Böylece vatandaşın almak isteyeceği bazı bilgiler daha talep edilmeden otomatik olarak web sayfaları aracılığıyla sunulacak. Bilginin web sayfasında mevcut olması vatandaştan gelecek talebi de azaltacağı için kişisel başvurular sınırlı kalacak ve yasadan doğabilecek iş yükü azaltılmış olacak. Kamu kurum ve kuruluşlarının web sayfaları aracılığıyla sağladıkları hizmetler hakkında bilgi sunmaları yeni birşey değil. Merkezi ve yerel seviyede birçok kamu kurum ve kuruluşu zaten bu web sayfalarına sahipti. Yasa ayrıca kişinin kimliğinin belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda form doldurmak suretiyle başvuru yapabilmesini sağlıyor. Yazışmalarda elektronik postanın kullanılması 23 Temmuz 2004’te yürürlüğe girecek olan ‘Elektronik İmza Yasası’ ile hukuki olarak da pekişmiş olacak. Peki bilginin web sayfalarında halihazırda bulunuyor olması veya kişiler tarafından talep edilebilmesi bu hakkın toplumun farklı kesimleri tarafından eşit bir şekilde kullanılacağı anlamına mı geliyor? Yasanın dördüncü maddesinde “herkes bilgi edinme hakkına sahiptir” deniyor. Fakat bu hakkın kullanılmasında fırsat eşitliğini engelleyen türlü yapısal sorunlar var. Bu sorunlar Internet erişimindeki eşitsizliklerden başlayıp daha ‘gizli’ eşitsizliklere kadar uzanıyor. Internet ErişimiYasa bilgi edinme hakkının çeşitli şekillerde kullanılabilmesini öngördüğünden (şahsen başvuru, posta, elektronik posta gibi), herkesin bu yasadan doğan haklarını kullanmak için Internet erişimine ihtiyacı olmadığı düşünülebilir. Ancak, Internet kullanan vatandaşlar kuşkusuz bilgi edinme haklarını kullanmada daha avantajlı durumda olacaktır. Örneğin bir Internet kullanıcısı belediyeye ait tüm gelir ve giderleri, ihale ve yatırımları evinden ayrılmadan belediyenin web sayfasından rahatlıkla takip edebilir. Ancak Türkiye’deki Internet erişimine ait veriler bu resmin pembe çerçeveli gözlüklerden bakılarak çizildiğini gösteriyor. Internet kullanılıcılığı sıralamasına bakacak olursak, AB üyesi ülkelerde kullanıcı oranı yüzde 35.7, 1 Mayıs 2004 öncesinde aday olan ülkelerde ise yüzde 14 iken bu oran Türkiye’de yüzde 7.3 ile sınırlı kalıyor (NTVMSNBC, 17 Mart 2004). AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki ‘sayısal uçurumdan’ (digital divide) daha önemli bir sorun ise bu erişim oranının çeşitli toplumsal sınıflar arasındaki eşitsiz dağılımı. Hem gelişmiş ülkeler ile aramızda var olan sayısal uçurumun daraltılması hem de Türkiye toplumunda var olan benzeri eşitsizliklerin giderilmesi için bir dizi önlem alınması gerekli. Sayısal uçurum, gelişmiş ülkelerde dahi önemli bir sorun. Mesela İngiltere Hukümeti’nin bu sorunla mücadele için ucuz fiyata bilgisayar sağlama, kütüphane ve postane gibi yerlerde kamu erişim merkezleri kurma, yetişkinlere yönelik Internet eğitim programları düzenleme gibi uygulamaları var. Bu önlemler geniş bant ağları kurma gibi teknolojik altyapının sağlanmasına yönelik çalışmalarla da destekleniyor. Türkiye’de de benzer programlarla Internet altyapısı, erişimi ve kullanımıyla ilgili eşitsizliklerin bir an önce giderilmesi gerekli. Piyasa güçleri tarafından şekillenen bir Internet pazarının tüm toplum kesimlerine ulaşma (social inclusion) gibi bir amacı olması beklenmemeli. Kim Bu Internet Kullanıcıları?Her ne kadar bilgi edinme hakkının Internet aracılığıyla kullanılması kamu maliyetlerini düşürecek olsa da bilgisayar ve Internet erişimi sahibi olma hala bir lüks. OECD raporlarına ve çeşitli ülkelerin istatistiklerine göre Internet en çok orta ve yüksek gelirli sosyal kesimler tarafından kullanılıyor. Internet kullanımında ayrıca cinsiyet, yaş, eğitim, iş ortamı ve yaşanan coğrafya da önemli belirleyiciler arasında. Gençler, beyaz yakalı çalışanlar, erkekler, şehirde yaşayanlar, yüksek eğitim almış olanlar diğer gruplara nazaran daha büyük bir ihtimalle Internet kullanıcısı durumundalar. Bu gelişmeler varolan eşitsizliklerin yeni teknolojilerin kullanılması sürecinde pekişmesi ve zaten toplum içinde daha az söz sahibi olan kesimlerin iyice marjinalleşmesi tehlikesini beraberinde getiriyor. Öte taraftan siyasi motivasyonu yüksek, zaten Internet dışında başka yollarla da bilgiye nasıl ulaşacağını bilen bir grup ise bu teknolojileri de kullanarak iyice avantajlı duruma geliyor. Yani bilgi edinme hakkı yasasının çıkması ve Internet'in de bu amaçla kullanılması bir yandan devletin şeffaflığını artırarak demokrasiyi güçlendirmeye hizmet edebilecekken öte yandan da varolan eşitsizlikleri pekiştirerek demokrasinin vazgeçilmez prensibi olan eşitlik ilkesine bir tehdit oluşturabilir. Yasanın Uygulanması ve ÖtesiÇeşitli iletişim teknolojileri aracılığıyla veya kişisel başvurularda sürecin nasıl işleyeceği de ayrı bir konu. Türkiye, kanunu yürürlüğe sokmada mesela İngiltere’ye kıyasla çok çabuk davrandı. Orada benzer bir yasa (Freedom of Information Act) 2000 yılında çıkmasına rağmen 2005’ten itibaren yürürlüğe girecek. Oysa Türkiye’de yasanın çıkması ve yürürlüğe girmesi arasında sadece altı aylık bir süre geçti. Kamu kurum ve kuruluşlarının bu yasayı uygulamak için yapmaları gerekli hazırlıklar düşünülürse bu hızlı geçiş Türkiye’de uygulamada çıkacak sorunların bir habercisi olabilir. Yasanın gerekçesi ve amacı birinci maddesinde gayet açık bir şekilde belirtiliyor: “Demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek”. Fakat demokratik yönetimin gerekleri bilginin tepeden aşağıya doğru tek yönlü iletiminden öte karşılıklı bir iletişimi ve aşağıdan yukarıya doğru bir katılmayı da öngörüyor. Saydamlık ve bilgi edinme hakkının bu yasa ile güçleneceği doğru. Fakat başta Internet olmak üzere bilişim teknolojileri bu ilkeleri destekleyecek siyasal katılımcılık amacıyla da kullanılabilir. Nitekim, ABD ve AB ülkelerinde de Internet öncelikle kamusal bilgi sağlama amaçlı olarak kullanıldı. ABD’nde Clinton ve özellikle yardımcısı Al Gore’un çabalarıyla kurulan bilgi ağları (information superhighways) buna güzel bir örnek. Fakat gittikçe artan bir ölçüde Internet yanlız tek yönlü bilgi aktarımı yerine kamu hizmetlerinin elektronik olarak sağlanmasından vatandaşların yerel, ulusal ve hatta uluslararası seviyelerde alınacak kararlar hakkında doğrudan görüşlerini iletebilmeleri gibi çeşitli amaçlar için kullanılmakta. Fakat bunun da Internet erişimini evrensel hale getirecek (universal access) önlemlerle eşgüdümlü yapılması gerekli. Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın Kamu Yönetimi Reformu ve E-Dönüşüm Türkiye Projesi gibi reform programlarıyla birlikte ele alınması bu yasanın uygulanmasında yeni bilişim teknolojilerinden en yüksek seviyede faydalanılmasını sağlayacaktır.
Yazıyla ilgili görüş ve yorumlarınızı
rkarakaya@dmu.ac.uk
veya yorum@teknoTurk.org adreslerine
yollayabilirsiniz. |